satırlar film kareleri gibi geçti gözümden, kendimi tutamadım. bir film izlemiş gibi, sadece roman karakteri içinmiş gibi görünse de aslında kendimde onu bulmuş gibi ağladım.
bu okuyuşumda fazlaca etkilendim. dili basit, uzun soluklu cümleleri yok. anlatım iyi ve bence yoğun. vermek istediğini güzel anlatmış. eksikliğini, isyanını, gururu, özlemi, aşkı, pişmanlığı... güzel, ne güzel işlemiş.
boşlukta salınan bir adamın hikayesi diyebiliriz. sonra boşluk canını çok sıkar ve hayatına kast eder. etrafında gösterilen çabalar kendinin çaba göstermesine vesile olur. yaşamaya tamamen set çekmeyen bir insan için bu çabalar ne güzel moraldir.
etkileyici noktaları çok. mesela:
bir babanın çekip gitmesinin tesbihin dağılan ilk parçası olduğu bir hayat...
"evini terk eden bir adamın umursamaz olduğu düşüncesi her şartta doğru değildir. onlları umursuyordum. hem de kendimden bile fazla umursuyordum onları. kaçıp gitmek benim çaresizliğimden, zavallılığımdan başka bir şey değil. "
dünyadan çekip giden anneye özlem...
"aynı gün öğleden sonra kız kardeşimin geldiğini haber verdiler... karşı karşıya gelir gelmez sarılıp ağlamaya başladık... başımı göğsüne koyduğumda yine kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oldu. o kadar annem kokuyordu ki. içime çektim kokusunu. sarıldık, ağladık, sarıldık, ağladık bu böyle sürdü."
aşk...
"adı suzan. ben ona lola diyorum.
lola; bir filmde sevgilisine yardım edebilmek, hayatını kurtarabilmek için deli gibi koşup duran kız. o da benim için koşuyordu. yorulmadan koşuyordu. başım her sıkıştığında karşımda buluyordum."
sebepsizlik...
"sebeplerimin tümünü yitirdim.ölmek için bile sebep bulamıyorum artık."
arayış...
"dua etmeye çalışıyordum büyük bir sıkılganlık içinde. bunun bir çarezislik ilanı değil de, yeniden başlamayabilmenin umudu olarak içimde taşıyordum. insan böyle zamanlarda neyi bekler ki? bekleyebileceğim bir şey olmalı. neyi aramalıyım? daha önce sahip olup da yitirdiğim bir şey mi? yoksa hayatım boyunca ilk kez karşılaşacağım bir şey mi? onların sahip olup da benim sahip olamadığım şeyleri. bunları bulabilirsem aramaya değer bir şeyler de çıkacaktır."
kaçış...
bu çocuk her kafesin bir tahta çubuğunu o kadar gevşek bırakıyor ki hafif zorlasan ya da biraz zaman geçse kendiliğinden yerinden düşecekmiş gibi duruyor. yani kuşun kanadı, gövdesi biraz daha hızlı çarpsa tahta düşecek. böylece kuşun çıkabileceği bi aralık oluşacak kafesin içinde.
başlangıçta aklım almadı. herhalde yanlışlıkla oldu dedim. sonra baktım bir, iki derken fırsat bulabildiği her kafese aynı şeyi yapıyor.
...sonra o hanım kız bir gün geldiğinde durumu ona da anlattım.
...
"niye yapıyor böyle, bu deli oğlan?"
"kuşların kaçabilecekleri bir aralık olsun diye.
tıpkı kendi hayatındaki gibi...
her kafesten kurtulabilmenin bir yolu olsun diye..."
kitabın ilk basımı 2004 ekim'de. arada baskı var mı başka bilmiyorum ama yayınevi değiştirerek 2007 ağustos'ta da profil'den çıkmış. önsözünde şöyle bir cümle var: "bir öykü kahramanı olmanın rahatlığına bırakıyorum kendimi..." bunu okuduktan sonra hayatından kesitler aktarmış sanıyorum. okuduktan sonra bu onun hayatı olamaz diyorum bir süre hayal kırıklığı yaşıyorum. ama bir gün düş vakitleri'nde o kahramanın kendisi olmadığını öğrenerek rahatlıyorum. bu arada "bir adam girdi şehre koşarak" kitabının hayal kırıklığı üzerine tarık tufan'ın öncekilerini yad etmek iyi geldi...
[başlık kitabın son cümlesidir]

2 not düşüldü:
tam da bugün "hayal meyal"ini okudum tarık tufanın. kendisini ve kelimelerini kıskandığım ve bir o kadar hayran olduğum bir yazardır. bu başlık da pek güzel olmuş. teşekkür ederim efendim:)
ben cümlelerini seviyorum, kelime dizimini...
estağfurullah ben teşekkür ederim yorum için :)
Yorum Gönder