oğuz atay'dan bahsederken ömer seyfettin'in adını anmak istemiyorum. hikaye hakkındaki görüşlerimi belirtirken o adamın (ömer seyfettin'in) adını anmasam olmazdı.
ilkokulda hikayeye başlamamla soğumam bir oldu sanırım. hoşlanmayarak ömer seyfettin hikayeleri okuduğumu hatırlıyorum. bu sebeple ömer seyfettin'den ve dahi hikayecilikten soğumuş bulunuyorum.
bir ilkokul öğrencisi için mutluluğu, coşkusu, neşesi az hatta kıt hikayelerdir bu adamın hikayeleri. bir kaşağı, bir diyet, bir perili köşk.. hangi bir çocuk bunları okurken eğlenir ki! üstelik hikayeye karşı bir olumsuzluğu oluşur haklı olarak. ömer seyfettin'i çocuk hikayecisi olarak önümüze sunanları kınıyorum! (başka da ne gelirdi elimden tabi kınayacağım beni zerre duymasalar da)
hikayeyle arama giren soğuk rüzgarları, 2010'un herhangi bir gününde çözdüğüm türkçe testinde ömer seyfettin'den bahseden paragrafı okuduktan sonra ılıklaştırmaya karar verdim. nereden başlayacağımı bilmiyordum. hayatımın bir bölümü hikayeden gerisin geriye kaçmakla geçmişti edebiyatı sevmekten bahsederken üstelik. bu hüsnüniyet ve o sıralar oğuz atay'a olan ilgim sayesinde oğuz atay'ın tek hikaye kitabı olan korkuyu beklerken önüme düştü. kitabın akıcılığı kitap okuma hızımı pek etkiler. korkuyu beklerken'de hızım bir hayli düştü. ve hatta sıkıldım. oğuz atay'ı tanımak için iyi bir başlangıç olmadı. fakat buna sebep olan maddelerin hepsini oğuz atay'a atfetmiyorum. başlıca, hikayeye dair hislerim malum.sonra, oğuz atay pek hareketsiz. düşünceleri hep bir nokta üzerinde dönüyor. bu da okurken bir daire içinde koşturuyor sanki insanı. ileriye götürmüyor.
aralarında bir-iki hikayeyi atlayarak okudum. hiç hoşlanmadığım bir şeydir bu kitap okurken. ama kendimi biraz rahat hissetmek adına. sıkılmıştım ya, çok..
başlarken ve bitirirken çok güzeldi.beyaz mantolu adam rolüne hangimiz girmemiştir ki zaman zaman, konuşmamak hususunda? ama beyaz mantolu adam gibi olmayı da kimse istemez. evet o kafamızı çevirmeden gözümüze ilişen, görünce hoşlanmayıp bakışlarımızı yön değiştirdiğimiz dışlanmış adam.. fakir adam.. kapımızdan kovduğumuz, "allah rızası için"lerini geri çevirdiğimiz dilenci..
unutulan, kısalığıyla unutulmaya mahkum bir hikayecik. üzerinde pek bir şey, tek bir şey diyemiyorum.
ne evet ne hayır ve tahta at en sıkıcısı geldi bana.
bir mektup.. of bilmiyorum ne denir ki? hassaslık? yanlış anlaşılma korkusu? endişe? karmaşık..
babama mektup da fena değil. diğer mektuptan güzel. hem de sahici.
korkuyu beklerken.. bunun üzerine de ne söyleyeceğimi bilmiyorum. sanırım hikayeleri yorumlamak da kolay değil.. tüm enerjimi kapıyordu bu hikaye. iç ses zengini. altı çizilebilir, yakın gelen satırları var..
ama insan varlığı kesin olmayan bir varlığın korkusu adına da kendini böyle harap etmez ki! yazar orada asıl kendinden korkmalı.
ve demiryolu hikayecileri.. son hikayesiydi kitabın. son satırları nemli gözler bıraktı.
demek ki bir yazar için en mühimi onu okuyan birilerinin varlığı.. "ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" diyor ya. üstündeki satırlarla yalnızlığını içten içe nasıl çaresizleştiriyor:
Bir mektup yazmak istiyordum, ama adres
bilmiyordum. Yani hiçbir adres bilmiyordum. Bana inanmazlardı, bunun için
utanıyordum. Bana herhangi bir adres söyler misiniz? diyemezdim. Oysa herhangi
bir adres yeterliydi benim için. Bir zorluk daha vardı o zamanlar. Şimdi de
var -yani bir süre geçtiği halde- kendi adresimi de bu mektupta yazmak sorunu
beni düşündürüyor. Bu hikayemi, ekspres ya da posta treni artık -belki de
sadece belirli bir süre için- geçmediği halde, bir yolunu bularak
okuyucularıma -artık müşterim kalmadı- iletebilsem bile, nerede bulunduğumu
nasıl anlatacağım? Bu sorun da beni düşündürüyor. Ama gene de ona yazmak, hep
onun için yazmak, ona durmadan anlatmak, nerde olduğumu bildirmek istiyorum.
ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba
her ne kadar sıkılarak okumuş olsam da, oğuz atay hakkında hüsnüniyet sahibiyim. başlangıcım iyi olmasa da devamı güzel gelecektir inşallah..
2 not düşüldü:
oğuz atay öyle bir adam ki bence hikayelerini okumadan önce "Oğuz Atay" kim onu öğrenmelisin.
bu konuda sana "Enis Batur ve Ömer Madra" sana yardımcı olabilir. önsözlere karşıdır oğuz atay biliyormusun. hikayelerinin yorumlanmasına... ta ki ilk kitabı olan "tutunamayanlar'ı " yazarken de herhangi bir beklenti içinde değilmiş. böyle bir özgüven ve mükemmel bir içsellikle yazılmış bir kitap ödül alabilmiş. Oğuz Atay'ın en büyük özelliğin az önce de bahsettiğim gibi beğenilme kaygısı taşımaması ve içselliği...
oku ilk seferde olmasa da 2 belki 3 - 4 üncü okuyuşunda keyif alırsın :) tabi dayanabilirsen... türk edebiyatının en ağır yazarlarındandır...
hee sebahattin ali ile küçük küçük başlayıp (bu sebahattin aliyi küçümsediğim için değil anlatım tarzı daha hafif olduğu için )sonra oğuz atay enis batur ömer madra okursan hepsinden zevk alırsın..
saygılarımla....
oğuz atay..
neyse bi' şey demiyorum. iyi düşüncelerimi kaybetmek istemiyorum
Yorum Gönder